
Zehra Kurtay Süresiz Açlık Grevinde
John Donne’a ait No man is an island (Hiçbir insan bir ada değildir) adlı şiirinde geçen şu satır meşhurdur: “Çanlar kimin için çalıyor diye sorma, onlar senin için çalıyor.”
Bu satır, insanlığın bir bütün olduğunu, birilerinin yaşadığı bir zorluğun, acının ya da kaybın tüm insanlığı derinden etkileyebileceğini anlatır.
Bugünlerde Porte Saint Denis’te 50 günü aşkın süredir açlık grevini sürdüren Zehra Kurtay için çaldığını düşündüğümüz bu çanlar elbette hepimiz için çalıyor. Onun uğradığı haksızlık ve bu haksızlığa karşı ortaya koyduğu direniş, sadece bireysel bir hakkın ihlaline karşı geliştirilen bir savunmanın çok ötesinde, tüm insan hakları ve özgürlük mücadelelerinin bir parçasıdır.
Öyleyse Zehra Kurtay’ın haklarının kısıtlanması ya da elinden alınmasına karşı sessiz kalmak, dayanışma gibi insanlığın ortak devrimci değerlerinden birinin eksilmesi demektir. Bu yüzden onun sesi kısıldığında hepimizin sesi kısılır.
Bu perspektiften bakınca Zehra Kurtay’ın yanında olmak önemlidir; çünkü insanlık her bireyin özgürlüğü ve onuruyla bir bütündür.
Yaşadığı yerden koparılma, hapse atılma, insani haklardan mahrum bırakılma gibi uygulamalar sadece bir kişinin fiziksel özgürlüğüne değil, insan olarak değer görme hakkını da zedeler. Bir insanı fikirlerinden ya da politik faaliyetlerinden dolayı yaşam alanından ayırmak, sadece fiziksel değil, onun toplumsal kimliğini ve muhalif varlığını değersizleştirme amacı güden manevi bir yıkım anlamına da gelen insan onurunu kırmaya yöneliktir. Çünkü onur, ‘eşit ve değerli olabilme’ halidir.
Coğrafyamızın devrimci geleneğinde kimi zaman zayıflamış ya da kesintiye uğramış olsa da güçlü dayanışma bağları vardır. Devrimci geleneğin mazlumdan yana olma, baskıya karşı ortak ses olma refleksimiz hatırlanmakla kalmayıp yaşatılması gerekir. Çünkü çanlar hepimiz için çalıyor; bir avaz yankısını bulmadığında, ortak değerlerimizden bir parça eksilir ve bu eksilme hepimizi etkiler.
Bugün yankısını arayan seslerden biri, yıllarını politik mücadeleye vermiş, Türk devlet faşizmine karşı durmuş, işkencelerden geçmiş, 19 Aralık katliamından kurtulmuş, bir ölüm orucu gazisi, sürgündeki politik aktivist Zehra Kurtay’ın avazıdır. 3 Temmuz’da başlattığı süresiz açlık grevini Paris’teki direniş çadırında sürdürüyor.
Kurtay’ın 2008’de elde ettiği siyasi iltica hakkı, 2020 yılında bilgisi ve onayı olmadan iptal edilmiş; yerine verilen oturum izni ise 2025 yılında yine haberi ve avukatlarının bilgisi dışında geri alınmıştır. Bu kararın ardından Türkiye’ye iade süreci başlatılmış, konsolosluk vasıtasıyla uçak bileti alınmış ve 26 Mayıs’ta gözaltına alınmıştır.
Bunun dışında, geçmişte yine gözaltına alınıp 5 yıl hapis cezası aldığı, sağlık sebepleriyle 1 yıl indirim alıp toplam 4 yıl hapis yattığı belirtiliyor. Fransa'nın hukuksuz uygulamaları, uluslararası hukuk ve insan haklarının normlarına aykırı hareket etmesi, ayrıca mevcut haklarının gasp edilmesi nedeniyle Zehra Kurtay süresiz açlık grevine başlamıştır.
Zehra Kurtay bir röportajında, süresiz açlık grevinin uluslararası direniş kültürlerinde ve ülkemizdeki devrimci mücadelede önemli bir yere sahip olduğunu ve radikal bir eylem biçimi olduğunu vurguluyor. Bu yöntemi, yaşadığı hukuksuzluklara karşı bir direniş biçimi olarak başlattığını belirtiyor. Ancak Zehra Kurtay için bu eylem, yalnızca kişisel bir direniş değil, aynı zamanda siyasi bir uyarı ve dayanışma çağrısı anlamı taşıyor.
Süresiz açlık grevinin, Yunanistan, Almanya gibi Avrupa ülkelerindeki siyasi tutsakların baskılara ve haksızlıklara karşı yürüttüğü mücadelelerden; Türkiye’deki kuyu tipi denilen S ile Y tip hapishane sistemlerine karşı direnişlerden bağımsız olmadığını, mücadelesini bu gibi mücadelelerin bir parçası olarak gördüğünü ifade ediyor.
Tüm bu sebeplerden dolayı Zehra Kurtay’ın mücadelesi yalnızca bireysel bir direniş değil; aynı zamanda kadın özgürlük mücadelesiyle, göçmen ve sığınmacıların güvence ve hak arayışlarıyla, politik mücadele ile kesişimleri olan kolektif niteliğe haiz bir eylemdir.
Bugün Avrupa genelinde demokratik hak ve özgürlüklerin giderek kısıtlandığını, alıcısı çok olan sağ popülist politikaların devlet politikası haline geldiğini görüyoruz. Siyasi sığınmacıların yaşam hakkı ve özgürlüğü ciddi risk altında. Tehlikede olduğu için kaçtığı ülkeye geri gönderilirse hapis cezası alma, infaz edilme veya işkence görme gibi tehlikelerle yüz yüze kalabilirler. Bu durum Fransa’nın da imzaladığı uluslararası hukuk kurallarına aykırıdır. Can güvenliği ve temel hakları tehdit altında olan kişilerin güvenli bir geleceğe kavuşması için mücadele etmek, herkes için ertelenemez görev olarak duruyor.
İnsan haklarını ve devrimci değerleri önemseyen herkes için ertelenemez bir görev, Zehra Kurtay’ın yanında durmak, onun için güvenli bir yaşam ve siyasi sığınmacı hakkının tanınmasını talep edebilmektir.
Ruhi İnal