Tuncay Özdemir yazdı; Davos 2026: Kriz İçindeki Düzenin Kendini Tahkim Zirvesi
Her yıl olduğu gibi, küresel burjuva egemenlik siyasetinin, küresel sermayenin ve çokuluslu şirketlerin temsilcileri bir kez daha İsviçre’nin küçük bir dağ kasabası olan Davos’ta buluştu. Ancak bu kez, 2026 Davos Zirvesi (19-23 Ocak 2026) yalnızca bir “küresel ekonomi forumu” değil, kriz içindeki emperyalist- kapitalist dünya düzeninin kendini ve geleceğini tartıştığı bir eşik toplantısı niteliği taşıyordu.
Dünya Ekonomik Forumu (WEF), 1971 yılında Alman iktisatçı Klaus Schwab tarafından kurulduğunda, resmi iddia “kamu-özel sektör işbirliği ile dünyayı iyileştirmek”ti. Aradan geçen yarım yüzyılda Davos, kapitalizmin küresel düzeyde ideolojik vitrini ve stratejik koordinasyon alanlarından biri haline geldi. Devlet başkanları, merkez bankası yöneticileri, silah tekelleri, enerji şirketleri, teknoloji devleri ve finans kapital temsilcileri; her yıl, insanlığın kaderini belirleyen kararları elbette dünya işçi sınıfı ve emekçilerin katılımı olmaksızın burada müzakere ediyor.
Davos’a kulak kabartanların en çok duyduğu sözcükler “sürdürülebilirlik”, “istikrar”, “küresel işbirliği” olabilir; fakat asıl amacı sürekli olarak yapısal kriz içindeki küresel kapitalist düzenin yeniden yapılandırılması yani bir bakıma emperyalist- kapitalist düzenin tahkimatı sorununu ele almaktır.
WEF 2026’ya Giderken: Avrupa’da Gerilim, İsviçre’de Güvenlik
WEF 2026 öncesi Avrupa’nın politik atmosferi son derece gerilimliydi. Ukrayna savaşı sonrası güvenlik mimarisi tartışmaları, NATO’nun geleceği, Gazze’deki soykırımın ve soykırıma giden kuralsızlığın uluslararası hukuk üzerindeki etkisi, yükselen aşırı sağ, siyasi istikrarsızlıklar, ekonomik durgunluk ve enerji krizi Avrupa’yı yakın tarih açısından hiç olmadığı kadar kırılgan bir zemine sürüklemiş durumdadır.
İsviçre ise bir kez daha “tarafsızlık ve refah” söylemi ile küresel sermayenin en güvenli buluşma alanı olma rolünü sürdürdü. Bahsedilen tarafsızlığın açıkça sermayeye taraf bir tarafsızlık olduğunu söylemeye gerek yok.” Tarafsız İsviçre”’in küresel burjuva egemenlik sistemi temsilcilerine garanti etmesi gereken “güvenlik” gereği Davos boyunca büyük kent merkezlerinde yoğun önlemler alındı; özellikle Zürih ve çevresinde gösterilere sınırlamalar getirildi.
Bu süreçte Avrupa’nın sol, sosyalist ve anarşist çevreleri ise WEF’i, haklı olarak “halklara karşı zirve” olarak tanımladı. Yapılan açıklamalarda Davos’un; savaş politikalarının, göç rejimlerinin sertleştirilmesinin, iklim krizinin piyasa mekanizmalarıyla yönetilmesinin ve neoliberal kemer sıkma programlarının koordinasyon alanı olduğu vurgusu ön plana çıktı. İsviçre Demokratik Haklar Federasyonu (İDHF) ve PangeaKolektif gibi çok sayıda Türkiye- Kuzey Kürdistan'lı göçmenlerin ağırlıkta bulunduğu politik kitle örgütünden bu yönlü açıklamalar geldi. “Trump Still Not Welcome!” sloganı bir şiar haline gelerek başta Zürih olmak üzere birçok İsviçre şehrinde alanlara inilerek Trump'ın gelişi protesto edildi. WEF 2026 sırasında Zürich’te düzenlenen protestolarda, Davos’un savaş ekonomisinin, silah ticaretinin ve küresel eşitsizliğin merkezi olduğu vurgulandı. Göstericiler; yükselen hayat pahalılığına, göçmen karşıtı politikalara ve militarizme karşı eylemli bir duruş sergiledi. Bu protestolarda elbette yoğun polis şiddeti söz konusuydu.
Trump’ın Gölgesinde “Uluslararası Hukuk”
WEF 2026’nın en tartışmalı başlıklarından biri, ABD Başkanı Donald Trump’ın zirveye katılımı ve yaptığı açıklamalar oldu. Trump’ın özellikle Venezuela’ya yönelik yaptırımların artırılması yönündeki çıkışları ve Grönland üzerindeki stratejik iddiaları, zirvede “uluslararası hukuk” ve “kurallara dayalı düzen” tartışmalarını alevlendirdi. ABD’nin Venezuela’ya dönük askeri müdahaleci, saldırgan eylemi (Venezuela devlet başkanı Maduro ve eşinin kaçırılması), enerji ve jeopolitik çıkarların açık bir ifadesi olarak değerlendirildi. Grönland meselesinde ise Trump’ın, adanın “ABD güvenliği için stratejik önem taşıdığı” yönündeki açıklamaları, Avrupa’da diplomatik rahatsızlık yarattı.
Bazı Avrupa liderleri, doğrudan isim vermeden, Grönland konusuna dikkatleri çekerek, “sınırların zorla değiştirilmesinin kabul edilemez olduğunu” ve “uluslararası hukukun seçici biçimde uygulanamayacağını” vurguladı. Bunun yanında ABD’nin uyguladığı yeni gümrük vergileri tarifesi de yoğun şekilde eleştiri konusu yapıldı. Özellikle küçük ve orta ölçekli Avrupa ülkelerinin temsilcileri, küresel düzenin büyük güçlerin keyfi müdahaleleriyle şekillenemeyeceğini dile getirdi.
İşte Davos 2026'dan öne çıkan bazı kritik alıntılar ve tepkiler:
1. Mark Carney (Kanada Başbakanı)
Carney, ABD’nin kurallara dayalı düzeni bozmasını doğrudan hedef aldı:
"On yıllardır kurallara dayalı uluslararası düzen altında refah bulduk. Ancak şu an yeni bir sisteme geçişe tanıklık etmiyoruz; eski sistemin sonunu yaşıyoruz. Değerler kendi kendini savunamaz; ancak kolektif güç ve siyasi iradeyle desteklendiklerinde hayatta kalırlar."
Carney ayrıca Trump'ın yaklaşımlarını bir "kopuş" (rupture) olarak nitelendirerek, eski iş yapış biçimlerinin geri gelmeyeceğini vurguladı.
2. Ursula von der Leyen (Avrupa Komisyonu Başkanı
Avrupa'nın artık ABD'ye bağımlı kalamayacağını belirten von der Leyen, "stratejik özerklik" mesajı verdi: "Nostalji eski düzeni geri getirmeyecek. Zaman kazanmaya çalışmak ve işlerin yakında düzeleceğini ummak, yapısal bağımlılıklarımızı çözmeyecek. Avrupa'nın kendi bağımsızlığını inşa etmesi artık bir tercih değil, yapısal bir zorunluluktur."
3. Emmanuel Macron (Fransa Cumhurbaşkanı) Macron, uluslararası hukukun zayıflamasını eleştirerek, ABD'nin güç odaklı siyasetine karşı normatif bir duruş sergiledi:
"Dünya genelinde 60'tan fazla aktif çatışmanın olması sadece bir güvenlik başarısızlığı değil, uluslararası hukukun bizzat zayıfladığının göstergesidir. Güç politikalarının geri dönüşü, hukukun erozyonuna yol açıyor."
4. Volodymyr Zelensky (Ukrayna Devlet Başkanı)
Zelensky, Avrupa'yı ABD'nin kararlarını beklemekle ("Grönland modunda" olmakla) eleştirirken, aslında ABD'nin belirsizleşen rolüne de atıfta bulundu:
"Şu an NATO, ABD'nin harekete geçeceği inancı sayesinde var. Peki ya geçmezse? Bu soru her Avrupalı liderin zihninde. Eğer Avrupa küresel bir güç olarak görülmezse, her zaman sadece yeni tehlikelere tepki vermekle yetinecektir.”
Ancak görüleceği gibi bu eleştirilerin sınırı belliydi. Çünkü aynı zirvede Gazze’deki soykırım, Yemen’deki bombardımanlar ya da Afrika’daki askeri operasyonlar konusunda benzer sertlikte bir “hukuk hassasiyeti” gösterilmedi. Bu çifte standart, “kurallara dayalı düzen” söyleminin aslında güç dengelerine dayalı bir düzen olduğunu bir kez daha açığa çıkarıyor.
Ahmed al-Charaa Tartışması: Meşruiyet Krizi
Zirveye katılan isimlerden biri olan Suriye Geçici Hükümeti başkanı Ahmed al-Charaa’nın varlığı ise ayrı bir gerilim başlığıydı. Avrupa kamuoyunda ve özellikle sol çevrelerde, cihatçı geçmişiyle anılan figürlerin Davos gibi bir platformda meşruiyet kazanmasının, emperyalist güçlerin pragmatik ittifak siyasetinin sonucu olduğu dile getirildi. İnsan hakları ve demokrasi söylemini dış politikada araçsallaştıran Batılı güçlerin, çıkar söz konusu olduğunda geçmişi kan ve katliamla dolu cihatçı çetelerin azılı elebaşları gibi aktörlerle aynı masaya oturabilmesi, zirvenin ahlaki iddialarının ne denli çürük olduğunun da kanıtı haline geldi.
“Kurallılık” mı, Güç Siyaseti mi?
WEF 2026’da en çok tekrar edilen kavramlardan biri “kurallara dayalı uluslararası düzeni” oldu. Ancak bu düzenin kimin kurallarıyla işlediği sorusu cevapsız kaldı.
Trump’ın Venezuela ve Grönland konusundaki çıkışları, ABD’nin uluslararası hukuku kendi stratejik çıkarları doğrultusunda esnetme eğilimini bir kez daha ortaya koydu. Avrupa liderlerinin temkinli eleştirileri ise kıtanın ABD’ye bağımlı güvenlik mimarisinin sınırlarını gösterdi.
Davos kürsülerinde yapılan konuşmalarda “istikrar”, “küresel güvenlik” ve “hukukun üstünlüğü” vurgulanırken; aynı anda savunma bütçelerinin artırılması, askeri ittifakların güçlendirilmesi ve enerji yollarının güvenliğinin sağlanması başlıkları gündemdeydi. Bu tablo, kapitalist sistemin kriz dönemlerinde militarizme daha fazla yaslandığını bir kez daha gösterdi.
WEF Sonrası Yankılar: Meşruiyet Erozyonu
Zirvenin ardından Avrupa basınında iki temel değerlendirme öne çıktığını söylemek mümkündür.
Birincisi, küresel liderliğin dağınık ve güvensiz ve hukuksuz yani kuralsız bir döneme girdiği;
İkincisi ise Davos’un giderek daha dar bir elit çevrenin buluşma alanına dönüştüğü.
WEF 2026, küresel düzenin meşruiyet krizini ortadan kaldırmak şöyle dursun, aksine, eşitsizliklerin derinleştiği, savaşların sürdüğü ve uluslararası hukukun seçici uygulandığı bir dönemde, Davos’un temsil ettiği modelin daha da fazla sorgulanır hale gelmesine neden oldu.
Son söz yerine;
Günümüz dünyasının olgu ve fenomenlerini anlayabilmenin tek bilimsel yolu olan sosyalist perspektiften baktığımızda Davos, emperyalist- kapitalizmin “insani yüzünü” değil, kriz anındaki sınıf refleksini temsil ettiğini görürüz. Elbette Davos'ta tartışılan gelecek, işçi sınıfı, emekçiler ve ezilen halkların değil; sermayenin geleceğidir. Dolayısıyla sorun, çoğunlukla ifade edildiği gibi “küresel yönetişim eksikliği” değil; tam aksine emperyalist- kapitalist küresel egemenlik sisteminin bizatihi kendisidir. WEF 2026, dünyayı yönetenlerin bir araya geldiği bir zirve olabilir ancak dünya halklarının geleceği, Davos’ın ışıltılı salonlarında değil; sokakta, mücadelede ve örgütlü dayanışmada belirlenecektir.
Tuncay Özdemir
Şubat 2026
Bu yazı ilk olarak İDHF Bülteni Mart 2026 Sayısında Yayınlanmıştır. Okumak için tıklayın.
Referanslar
Dünya Ekonomik Forumu resmi açıklamaları ve Davos 2026 konuşmaları
Donald Trump’ın WEF 2026 kapsamındaki Venezuela ve Grönland’a ilişkin beyanları
Pangea Kolektif, “Halklara Karşı Zirve: WEF’e Neden İtiraz Ediyoruz?”
İDHF’nin açıklaması: “Emperyalist Haramilerin ve Cihatçı Katillerin Davos Kuşatmasına Karşı Sokağa”












