Erdal Ekinci yazdı: Öfkenin Yeni Dili
Islak, yapışkan, sarı bir yağmur çiseliyordu.
Biriken sular, dökülen kanla kızıla kesmiş toprağı ayaklarımızın altından çekip alıyordu.
Fırtınadan geriye yalnızca kökleri derine inenler
ve kendini feda etmeyi göze alanlar kalabildi.
Diğerleri savruldu;
rüzgârın önünde birer yaprak gibi.
Yağan yağmuru yararcasına
yüreğimizdeki acıyı aralamaya çalıştık.
Bu suskunluğu anlamaya…
Çünkü o sessizliğin içinde bir ses arıyorduk:
kendi çığlığımıza katılacak bir ses, bir yoldaş.
Güzel insanlar atlarına binip gittiğinde
geride hep yorgunlar kaldı.
Yılgın ama hâlâ bekleyenler.
Teke tek dövüşte alnımız ak çıktık.
Ama karşımıza çıkan artık insan değildi;
insansız makinelerdi.
Bizim direnişimiz, onların teknik kudreti karşısında
taş devrinin cilalanmış bir kalıntısı gibi duruyordu.
Yine de bu bir yenilgi değildi.
Bu; geri çekilip düşünmenin,
şaşkınlığı silkip atmanın zamanıydı.
Bir zamanlar öfkemiz demirdi:
ağırdı,
keskin ve doğrudandı.
Avuçlarımızda taşıdığımız her şey
bir karşı çıkış, bir haykırıştı.
Ama zaman değişti.
Düşman artık yalnızca üniforma giymiyor.
Ekranlara sızıyor,
dalgalar hâlinde yayılıyor,
görünmeden kuşatıyor.
Eğer biz hâlâ eski silahlarımızın gölgesinde durursak,
yalnızca geçmişe seslenmiş oluruz.
Oysa bugün mücadele
tuşların altında,
verinin akışında,
görünmeyen ağların içinde sürüyor.
Öfkemiz hâlâ diri.
Ama artık onu çağın araçlarıyla donatmak zorundayız.
Tekniğe sırt çevirerek değil;
onu kavrayarak, çözerek, dönüştürerek…
Çünkü çağın dili değişti.
Ve biz o dili öğrenmezsek
haklılığımız bir duygu olarak kalır,
eyleme dönüşmez.
Artık öfkemiz
yalnızca patlayan bir ses değil,
örgütlü bir akıl olmalı:
soğukkanlı,
bilinçli,
teknik olarak yetkin.
Çünkü kazanmak için
yalnızca haklı ve cesur olmak yetmez.
Çağın dilini konuşabilmek gerekir.
Ve biz,
öfkenin yeni dilini
öğreneceğiz.
Erdal Ekinci












