Rus Avangardizmi: Proleter Kültür Hareketi” Sancı Yayınları’ndan Çıktı
Marksist araştırmacı yazar Volkan Yaraşır, işçi hareketleri, ezilenlerin tarih yazımı, toplumsal mücadeleler tarihi, günümüzün emperyalist kapitalist gerçekliğine dair güncel tahliller ve siyaset felsefesi üzerine onlarca kitap ve yazı dizisiyle tanınıyor. Bunun yanında sendikal faaliyetlerden işçi sınıfı mücadelesinin farklı alanlarına yönelik sunduğu perspektifler ve bu alanlara ilişkin eğitim çalışmalarıyla da öne çıkan Yaraşır; gazetecilik, editörlük, panel ve söyleşileri kapsayan geniş bir yelpazede çalışma pratiğine sahip. Son olarak Sancı Yayınları’ndan çıkan “Rus Avangardizmi: Proleter Kültür Hareketi” isimli yeni kitabıyla okurların karşısına çıkıyor.
Yaraşır bu eserinde Ekim Devrimi’ni yalnızca iktidar, parti ve indirgemeci sınıf mücadelesi kıskacında değil; sanatın, estetiğin ve kültürel üretimin dönüştürücü gücü üzerinden ele alıyor. Egemen tarih yazıcılığının büyük şahıslar ve diğer muktedir odaklar üzerinden kurduğu anlatının dışına çıkarak devrimi aşağıdan, kitlelerin ve ezilenlerin yaratıcı pratiği üzerinden okutma gayesi güdüyor. Giderek terennüme dönüşen dönem incelemelerinin oluşturduğu kabuğu kırarak sosyalist okuma rahlesinde yeni bir sayfa açıyor. İşçi sınıfının yalnızca siyasal bir özne değil, aynı zamanda düşünsel ve estetik bir kurucu güç olarak sahneye çıktığı dönem tam da bu perspektifle tekrar görünür kılınmış oluyor.
Eserin merkezinde 1918-1921 yılları arasında açığa çıkan burjuva modernizmine alternatif kültürel disiplin ve ortaya çıkan enerjik durum yer alıyor. Fabrikalarda şiir ve yazı atölyelerinin kurulması, kentin bir tiyatro sahnesine dönüşmesi, sanatın dar bir entelektüel çevrenin uğraşı olmaktan çıkarak kitlelerin yaratıcı pratiğinde bir yenilenme olarak ortaya çıkması ve kitleleri dönüştüren kabiliyeti; bu dönemin hem öncüsel büyüklüğünü hem de gerilimlerini okuyucuya gösteriyor. Yaraşır, Rus Avangardizmi ile Proleter Kültür Hareketi arasındaki ilişkiyi tarihsel bir olaylar dizisi olarak değil, devrimin gündelik hayatı ve “sıradan” insanın yaratıcı kapasitesini yeniden kurma iddiası olarak okuyor. Bu okuma böylece yalnızca resmi anlatıyla sınırlı kalmayarak X. Kongre, Kronstadt, Mahnovist Hareket ve Sovyetlerin tasfiyesi gibi dinamikleri de içererek devrimin iç gerilimlerini ve farklı seslerini ortaya koyan bir kontekst oluşturuyor. Genelde bu dönem denilince akla sadece dönemi karikatüre dönüştüren Mayakovski'nin şiirleri vb. şeyler gelir. İşte bu eser bu dönem tanıklığıyla yüzeyselliği aşarak okuyucunun derinlik kazanmasını sağlıyor.
Dünyadaki pek çok politik hareket kendini Çin Devrimi’nin değil, Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin ürünü olarak tanımlıyor. Bu bir tercih ya da tesadüf değil; kültürel dönüşümün, zihniyet devriminin devrimci süreçlerdeki belirleyici rolüne işaret ediyor. Paris Komünü’nün kültürel pratiğinden Brecht ve Piscator’un işçi tiyatrolarına, Vietnam Savaşı’nın ortasında orman içinde kurulan gezici halk tiyatrolarından Nepal’in Maoist hareketinin köylülere toprak hakkını ve kadın özgürlüğünü anlatan kültür savaşçılarına, Küba’nın Casa de las Américas deneyiminden Güney Afrika’da apartheid karşıtı mücadelede şiiri doğrudan bir bilinç yaratma aracına dönüştüren ozanlarına, Kürt ulusal hareketinin dengbêj geleneğini yeniden üretmesinden Rojava’nın komünal kültür etkinliklerinden farklı bir çok alanda oluşan yığınla pratiğine, Hindistan’ın Naksalit hareketinin Jana Natya Manch gibi halk tiyatrosu örgütlerinden Kerala’da HKP iktidarı öncülüğünde yarım asırdır köy köy örgütlenen ve bugün dünyanın en yüksek okuryazarlık oranlarından birini yaratan halk kütüphanelerine uzanan bu tarih bize şunu anlatıyor: devrimci kültür, kitlelere dokunduğu ölçüde dönüştürücü olmuştur. Solun kültürel üretiminin giderek dar entelektüel çevrelere, kampüslere ve sosyal medya mecralarına sıkıştığı bugünlerde, giderek bir tecrit odasına dönüşüne bu alışkanlık ortamında Yaraşır’ın kitabı tam da bu muazzam ve unutulan hakikati hatırlamaya vesile oluyor.
Ruhi Ünal












