İsviçre Demokratik Haklar Federasyonu: Sınırları Aşan Sınıf Dayanışması, Yerli ve Göçmen Emekçilerin Ortak Mücadelesi

İsviçre Demokratik Haklar Federasyonu: Sınırları Aşan Sınıf Dayanışması, Yerli ve Göçmen Emekçilerin Ortak Mücadelesi

Avrupa kapitalizminin parıltılı vitrinleri; arkasında milyonlarca göçmen işçinin, emekçinin ve ezilen halk kesimlerinin gasbedilen emeğini, maruz kaldıkları sömürüyü ve her geçen gün derinleşen hak gasplarını gizlemektedir.

İsviçre gibi finans-kapitalin merkez üssü olan bir coğrafyada yaşamak, bu sömürü mekanizmasının çarklarını en çıplak haliyle deneyimlemek anlamına gelir.

Göçmen işçiler bugün pek çok yapısal sorunla mücadele ediyor. Yüksek yaşam maliyetleri, artan ayrımcı yasalar, kültürel yabancılaşma ve yükselen ırkçılık; bu zorlu hayatı kuşatan problemlerden sadece birkaçıdır. İşte bu nesnel gerçekliğin ortasında, İsviçre Demokratik Haklar Federasyonu (İDHF); kapitalist sistemin yarattığı çok boyutlu kuşatmaya karşı, emeğin evrensel çıkarlarını ve toplumsal kurtuluşu hedefleyen politik bir kitle örgütü olarak tarihsel bir sorumluluk üstlenmektedir. İDHF, dağınık, örgütsüz ve geleceksiz bırakılmak istenen kitleleri ortak bir iradede birleştirerek, hak alma mücadelesini sistemin köklerine yönelten birleşik bir cephe inşa etme yürüyüşüdür.

Sınıf mücadelesi, yalnızca fabrikalarda ya da üretim bantlarının başında yürütülen dar bir ekonomik kavga değildir. Göçmen bir işçinin oturum hakkı, eşit işe eşit ücret talebi veya en temel insani yaşam koşulları için verdiği her mücadele, emperyalist-kapitalist sistemin yarattığı yapısal eşitsizliklerin duvarına çarpar. İDHF, kitlelerin bu yakıcı ve güncel ekonomik-demokratik taleplerini mücadelenin kalkış noktası olarak kabul eder. Çünkü kitlelerin bağrına kök salmayan, onların günlük ekmek ve adalet kavgasını omuzlamayan hiçbir hareket, onları dönüştürücü bir siyasal bilince ulaştıramaz.

Ancak bu mücadeleyi yalnızca reformlarla sınırlamak, sistemi tamir etmeye çalışmaktan öteye geçemez. Devrimci görevimiz; her hak gaspının arkasındaki kapitalist sömürü mekanizmasını deşifre etmek, kitlelerin kendiliğinden gelişen öfkesini bilinçli bir sınıf hareketine akıtmaktır.

Bu bilinç akışının en kritik zeminlerinden birini, toplumsal eşitsizliklerin en eski ve en köklü biçimi olan kadın mücadelesi oluşturur. Erkek egemen sistemin varlığı; kapitalizmin ihtiyaç duyduğu ucuz işgücü sömürüsü ve ev içi görünmeyen emekle doğrudan, göbekten bağlıdır. İDHF; kadının ekonomik, siyasal ve psikolojik temelde baskıya ve şiddete uğramasını, emperyalist-kapitalist sistemin kendini yeniden üretme stratejisi olarak görür. Özellikle göçmen kadınlar, hem sınıfsal sömürünün en alt basamağında yer almakta hem de ırkçı ve eril politikaların çifte kıskacında ezilmektedir. Federasyonumuz, kadının iradesizleştirilmesine ve kimliksizleştirilmesine karşı çıkarken tam hak eşitliğini ve pozitif ayrımcılığı savunur. Kadın mücadelesi, sınıf mücadelesinin yan bir kolu değil, toplumsal kurtuluşun asli ve kurucu bir unsurudur; çünkü yarısı köle olan bir toplumun özgürleşmesi mümkün değildir.

Aynı dinamizm ve gelecek perspektifi, toplumsal altüst oluşların en dinamik gücü olan gençlik için de geçerlidir. Kapitalist sistem; geleceksizlik, yabancılaşma ve kültürel yozlaşma yoluyla gençliği apolitik bir bataklığa çekmeye çalışmaktadır. İDHF; gençliği sınıf mücadelesinin edilgen bir seyircisi değil, anti-emperyalist, anti-faşist ve anti-cinsiyetçi kavganın doğrudan öznesi olarak konumlandırır. Güvencesiz hizmet sektöründe çalışan ya da eğitim sisteminin elitist çarkları arasında sıkışan gençliğin hak arama mücadelesi, yarının sosyalist dünyasını bugünden kuracak olan devrimci iradenin mayasıdır. Sanatın ve kültürün de bu bilincin inşasında muazzam bir rolü vardır; egemenlerin kitleleri uyuşturmak için kullandığı yozlaşmış kültüre karşı, sanatı halk için ve sosyalist-gerçekçi bir formda savunmak, ideolojik barikatın en güçlü cephelerindendir.

Bugün dünyamız, emperyalist tekellerin kâr hırsı yüzünden tarihin en büyük ekolojik yıkımıyla karşı karşıyadır. Canlı ve cansız doğayı tehdit eden fosil yakıtlar, nükleer enerjiler ve kapitalist talan ekonomisi, insanlığın ortak geleceğini yok etmektedir. İDHF, ekoloji mücadelesini burjuva sistemin "yeşil badanalı" aldatmacalarından ayırır; doğanın talan edilmesini doğrudan kapitalist üretim ilişkilerinin bir sonucu olarak ilan eder. Temiz hava, su, toprak ve yaşanabilir bir çevre mücadelesi, işçi sınıfının yaşam alanlarını savunma mücadelesidir.

Federasyonumuzun enternasyonalist karakteri, İsviçre'nin yerel emek örgütleriyle ve dünyanın dört bir yanındaki ezilen halklarla kurulacak kopmaz bağların temelidir. Dünyanın dört bir tarafında yaşanan haksız savaşlara, sömürüye, işgallere, faşizme ve gelişen ırkçılığa karşı yükselen her ses, bizim de sesimizdir. Türkiye ve Kuzey Kürdistan halklarının bağımsızlık ve sosyalizm mücadelesini desteklemek, ezilen ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunmak, enternasyonalist dayanışmanın bizlere yüklediği kaçınılmaz devrimci bir görevdir. Bizler, milliyetçi ve şovenist her türden egemen ideolojiyi reddederek inanç ve inançsızlık özgürlüğünü, LGBTİ+ bireylerin haklarını ve tüm ezilenlerin tam hak eşitliğini savunuyoruz.

Bu muazzam görevleri göğüslemenin yolu, örgüt içi işleyişimizi sarsılmaz bir demokratik merkeziyetçilik ve yoldaşça adalet anlayışına dayandırmaktan geçer. Bürokratik hantallığa, kendiliğindenciliğe ve tasfiyeci eğilimlere karşı mücadele etmek, örgütümüzün canlılığını korumasının tek yoludur. İDHF bünyesindeki her bir üye, eşit haklara sahip, gönüllü bir merkezileşmiş iradenin temsilcisidir. İç mekanizmalarımızda dedikoduya, kanıtsız suçlamalara ve feodal yargılamalara yer yoktur; adaletimiz, iddia sahibinin iddiasını kanıtlamakla sorumlu olduğu, savunma hakkının kutsal sayıldığı devrimci bir hukuka sahiptir.

İDHF’de hayat bulan tüzük ve programımız, yalnızca bir kurallar bütünü değil; İsviçre’deki sömürü çarklarına karşı doğrultulmuş politik bir manifesto, kitlelerin bağrında filizlenecek bir eylem kılavuzu olarak somutlaşır.

Karşımızdaki emperyalist-kapitalist sistem örgütlü, acımasız ve büyüktür; ancak kitlelerin örgütlü iradesi karşısında hiçbir sömürü düzeni sonsuza kadar ayakta kalamaz. Gün; bölgesel ve merkezi derneklerimizden komitelerimize kadar her alanda kitlelerin içine kök salma, onların her bir somut sorununu sistem karşıtı bilince dönüştürme günüdür.

Savaşsız, sömürüsüz ve eşit bir dünya hedefi, uzak bir ütopya değil; bugünden ellerimizle, sokak sokak, fabrika fabrika örgütleyeceğimiz sosyalist geleceğimizin ta kendisidir. Bu görevler ve sorumluluklarımız ışığında örgütlü mücadeleye dahil olalım, gücümüzü büyütelim!

Adil Umut

Haziran 2026


Bu yazı ilk olarak İDHF Bülteni Haziran 2026 sayısında yayınlanmıştır.