Hüseyin Doğru Avrupa Parlamentosu’nda Konuştu: “Gazetecilik Asla Yaptırıma Tabi Tutulmamalıdır”
7 Mayıs’ta Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen etkinlikte konuşan gazeteci Hüseyin Doğru, Avrupa Birliği’nin kendisine yönelik yaptırım kararını sert sözlerle eleştirdi. Doğru, hakkında herhangi bir mahkeme kararı ya da dava bulunmamasına rağmen AB yaptırım listesine alındığını belirterek, bunun yalnızca kendi şahsına değil, basın özgürlüğüne ve demokratik haklara yönelik bir saldırı olduğunu söyledi.
Konuşmasına, “Bugün karşınızda duruyorum — beraat ettiğim için değil. Karşınızda duruyorum çünkü hiçbir zaman suçlanmadım” sözleriyle başlayan Doğru, 20 Mayıs 2025 tarihinde herhangi bir yargılama süreci olmaksızın AB yaptırım listesine alındığını hatırlattı.
Kendisine yöneltilen suçlamaların siyasi olduğunu ifade eden Doğru, özellikle Gazze’ye ilişkin haberleri ve Almanya’daki Filistin dayanışması eylemlerine dair yaptığı haberciliğin “hibrit tehdit”, “dezenformasyon” ve “istikrarsızlaştırma” söylemleriyle ilişkilendirildiğini söyledi. “Gerekçe siyasiydi: gazetecilik faaliyetlerim, Gazze’ye ilişkin haberlerim ve Almanya’daki Filistin dayanışması protestolarına dair haberlerim; Rusya, istikrarsızlaştırma, bilgi manipülasyonu ve hibrit tehdit söylemine dahil edildi” dedi.
AB’nin yaptırım kararında kendisini “Türk vatandaşı” olarak tanımladığına dikkat çeken Doğru, aslında Alman vatandaşı olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:
“Bu küçük bir yazım hatası değil. AB’nin bir Türk vatandaşını yaptırıma tabi tuttuğunu kamuoyuna söylemek çok daha kolay sindirilebilir. Asıl gerçeği kabul etmek ise çok daha güç: Avrupa Birliği, Avrupa’da yaşayan kendi vatandaşlarından birini gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yaptırıma tabi tuttu.”
Yaptırımlar nedeniyle banka hesaplarının dondurulduğunu, çalışmasının engellendiğini ve fiilen kendi ülkesinde sürgün hayatı yaşadığını belirten Doğru, yaptırımların ailesini de hedef aldığını söyledi. “Çocuklarıma bez ya da ilaç alamıyorum” diyen Doğru, eşinin hesaplarının da geçici olarak dondurulduğunu aktararak bunun “kolektif ceza” anlamına geldiğini ifade etti.
Konuşmasının önemli bölümünü AB yaptırım mekanizmasının işleyişine ayıran Doğru, ortada somut bir suç delili bulunmadığını vurguladı. Kendisine yönelik hazırlanan 38 sayfalık dosyada “Rusya” kelimesinin dahi geçmediğini belirterek, gazetecilik faaliyetlerinin ve siyasi görüşlerin “dezenformasyon” olarak sunulduğunu söyledi.
“Eğer bu yaptırımlar için delil sayılabiliyorsa, olağan gazetecilik çalışmaları — haber, eleştiri, görüş ve siyasi analiz — bir gazeteciye karşı delile dönüştürülebilir demektir” diyen Doğru, şu ifadeleri kullandı:
“Eğer bu dezenformasyon sayılabiliyorsa, muhalefet dezenformasyon haline gelmiş demektir. Eğer bu hibrit tehdit sayılabiliyorsa, siyasi muhalefet bir güvenlik sorununa dönüşmüş demektir.”
AB’nin “önleyici tedbir” adı altında yargısız cezalandırma uyguladığını söyleyen Doğru, “Suçluluğu mahkeme olmaksızın belirleyen bir yaptırım rejimi demokrasinin kalkanı değil, mezarıdır” dedi.
Konuşmasında Almanya ve AB’de artan militarizasyon politikalarına da değinen Doğru, savaş politikalarının toplum üzerindeki baskıyı artırdığını savundu. Filistin dayanışmasının kriminalize edilmeye çalışıldığını belirten Doğru, Avrupa’nın Gazze’de yaşananlara ilişkin sorumluluğuna dikkat çekti.
“Gazetecilik bu ortaklığa karşı protestoyu belgelediğinde bu ‘istikrarsızlaştırma’ değildir. Bu gazetecilik görevidir ve toplu katliama verilmesi gereken asgari ahlaki yanıttır” diyen Doğru, kamuoyu tartışmasının giderek askeri güvenlik terminolojisiyle şekillendirildiğini ifade etti.
Konuşmasının sonunda ise şu çağrıyı yaptı:
“Yaptırımlar hiçbir zaman ifadeyi bastırma aracı olarak kullanılmamalıdır. Gazetecilik hiçbir zaman yaptırıma tabi tutulmamalıdır.”
Doğru sözlerini şu cümlelerle tamamladı:
“Demokrasi, mahkemelerini devre dışı bırakarak savunulmaz. Bugün karşınızda duruyorum çünkü hiçbir zaman suçlanmadım. Ve tam olarak sorun da budur.”
ADHK Enformasyon












