2027 Kongreler Yılında Ne Konuşacağız?

2027 Kongreler Yılında Ne Konuşacağız?

Çok bilinen bir cümle olarak Marx ve Engels’in Komünist Manifesto adlı yapıtı, “Bütün ülkelerin işçileri birleşin!” çağrısıyla sonlanır. Bu çağrı, protestolardaki pankartlardan sosyalist dergilerin kapaklarına kadar pek çok yerde bir yayın mottosu olarak sistematik biçimde kullanılmıştır.

Dün olduğu gibi bugün de işçi sınıfı mücadelesi içerisinde anarşizm, sendikalizm gibi Marksizm kadar güçlü akımlar mevcuttu. Bu farklı akımlara ve çözüm yollarına örnek olması anlamında, Fransız demiryolu işçileri sendikasının lideri 1895 yılında şöyle bir açıklama yapmıştı:

“İki penilik herhangi bir cisimle, bir lokomotifi çalışmaz hâle getirebiliriz.”¹

1889’da Avrupa ve ABD’yi sarsan madenci grevleri dalgası, ödünsüz ve katı çalışma yasaları konusunda devletleri geri adım atmaya, “reformlar” yapmaya zorladı. İşçi sınıfı, 19. ve 20. yüzyıl boyunca iş yavaşlatma, genel grev ve sabotajlar da dâhil olmak üzere pek çok farklı eylem biçimiyle siyasi arenadaki önemini korudu. Marksistler bu eylemleri sınıfın eğitilmesi anlamında önemli görürken, anarşistlerden farklı olarak, bu eylemlerin nihai olarak toplumsal bir devrime ulaşamayacağını şu şekilde ifade ediyorlardı:

“Bakuninciler genel grevin, toplumsal devrimi başlatacak olan kaldıraç olduğunu iddia ediyorlar. Bir sabah tüm işçiler işi bırakacak, böylece en geç dört hafta içinde kapitalist devlet çökecektir... Bu planın asıl açmazı şudur: İşçilerin genel grev yoluna gidebilmeleri için hâlihazırda tam anlamıyla örgütlenmiş ve geniş fonlara sahip olmaları gerekir. Eğer bu düzeyde bir güce ve örgütlülüğe zaten sahiplerse, hedeflerine genel grev dolambaçlı yoluna başvurmadan, doğrudan siyasi eylemle çoktan ulaşabilirler.” ²

Marksistlerin sendikal ve anarşist akımlara karşı temel itirazı şöyle ifade edilebilir: Sınıfın örgütlenmesi ve eyleme geçmesi tek başına yeterli değildir. Sistemi, yani kapitalizmi hedef alacak bir yönelim içinde olması; kapitalizmin sonucu olan düşük ücret, güvencesiz çalışma, iş cinayetleri, taşeron işçilik vb. sorunlara saplanıp kalmanın ötesine geçmesi gerekir.

Bu kısa tarihsel hatırlatmadan günümüze gelecek olursak, bugün dünyanın sokakları kadınlar, öğrenciler, evsizler, topraksızlar, ezilen uluslar, LGBTİ+’lar, ekolojistler vb. pek çok farklı kesim tarafından farklı aralıklarla kitlesel şekilde işgal edilmektedir.

Küresel emperyalizm, tüm bu akımlara belli bir hareket alanı açıp esnek davranırken, hatta bazen onları “sahiplenir” bir konumda dururken, bir noktada çok katı davranmaktadır: İşçi Sınıfı Hareketi.

20. yüzyıldan itibaren emperyalizmin küresel çapta harekete geçirdiği tüm araçların temel bir hedefi vardı: “Uysal işçiler ve iyi tüketiciler” yaratmak. Kanlı faşist darbelerden yaldızlı burjuva demokrasilerine kadar hepsi bu paydada kesişmektedir. İşçi sınıfının üretimden gelen gücü, siyasal iktidar bilinciyle birleşip eyleme geçtiğinde, eski devleti yıkıp yeni tipte eşitlikçi bir toplumu inşa edebilecek potansiyele sahip biricik alternatifi ifade etmektedir.

50 yıllık sınıf savaşımı geçmişine sahip bir geleneğe ve 200 yıla yaklaşan Marksist bir külliyata sahip sosyalistler olarak, işin ABC’si diyebileceğimiz yukarıdaki kısmı bir kenara bırakacak olursak, Avrupa ve Türkiye’de mevcut güçlerimizin hangi araçlarla sınıf mücadelesinin neresinde konumlandığını tartışmadan, ritüellere dönüşen takvimsel etkinlikler içerisinde “zaman kaybetmeye” devam etmek kolay ve risksiz olsa da artık sürdürülebilir olmaktan oldukça uzaktır.

150 yıl öncesinde olmasak bile sermaye-emek çelişkisi bugün de dün kadar yakıcı ve güncelliğini korumaktadır. Konfederasyon, federasyon ve dernek kongrelerimizde bunu gündem etmeden ve bir konumlanma belirlemeden kendimizi sosyalist olarak tanımlamak, ne yazık ki fazlasıyla zorlama olacaktır.

Bekleyip göreceğiz. Sorumluluk almaktan kaçınıp doğruları ifade etmek ile doğruları kabul edip “ama hazır değiliz” demek arasında devam eden bu kısır döngüyü kırmak ve ritüellerin dışına çıkmak için bugünden fikirsel ve fiziksel anlamda adım atmaya hazır bir kararlılık göstermek kaçınılmazdır.


Sinan Bakır

---

¹ Pouget, Le Sabotage adlı eserinden alıntılanmıştır. raforum.apinc.org adresinde mevcuttur.

² Friedrich Engels, Bakuninciler İş Başında (The Bakuninists at Work), 1873.