ADHK Tutsaklar Komitesinden 18 Mart Açıklaması
DEVRİMCİ DEMOKRATİK KAMUOYUNA ÇAĞRIMIZDIR!
18 Mart, Uluslararası Politik Tutsaklarla Dayanışma Günüdür!
Politik Tutsaklarla Dayanışmayı Büyütelim!
Uluslararası Politik Tutsaklarla Dayanışma Günü’nün 18 Mart’a denk gelmesi tesadüf değildir. Bu tarih, dünya proletaryasının simgesel deneyimlerinden biri olan Paris Komün’nün kuruluşuyla örtüşmektedir.
İşçi sınıfının eşit ve özgür bir dünya mücadelesinin tarihsel bir simgesi olarak görülen bu deneyim, 154 yıl önce Paris’te yeni bir toplumsal düzen arayışının temellerini ortaya koymuştur. Komün sürecinde yaşamını yitiren ve tutsak düşen devrimcilerin anısına atfen 18 Mart, politik tutsaklarla uluslararası dayanışma günü olarak kabul edilmiştir.
Bu yıl da 18 Mart Uluslararası Tutsaklarla Dayanışma Günü’ne girerken, içinde bulunduğumuz tarihsel koşullar, geçmişe kıyasla daha kapsamlı devrimci görevleri gündeme getirmektedir.
Zira dünyanın birçok coğrafyasında, özellikle Ortadoğu’da savaş dinamikleri güç kazanmaktadır. Son çeyrek yüzyılda bölgesel çatışmaları ve savaşları sürdüren emperyalist ve gerici devletlerin politikaları, küresel ölçekte yeni ve daha geniş çaplı bir savaş tehlikesinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır.
Dünya ölçeğinde baş düşmanı ABD Emperyalizmi, ekonomik ve siyasal gücünü kullanarak birçok ülkenin iç işlerine müdahale etmekte; pazarlarını kendi çıkarlarına açmayan devletleri askerî müdahale ve yaptırımlarla tehdit etmektedir. Bu politikaların bir yansıması olarak İran örneğinde de görüldüğü üzere, ezilen uluslar üzerindeki baskı ve çatışma dinamikleri derinleşmektedir.
Her savaş sürecinde olduğu gibi, bu koşulların en ağır yükünü yoksul emekçiler; özellikle kadınlar ve çocuklar taşımaktadır. Dahası, savaş dönemleri çoğu zaman devletlerin —burjuva sınırlar içinde dahi tanınmış— kimi temel hak ve özgürlükleri askıya aldığı dönemler olarak ortaya çıkmaktadır. Bu süreçlerde hapishanelerde tutulan politik tutsaklara yönelik idamlar, infazlar ve ağır insan hakları ihlalleri de artabilmektedir.
Afganistan, Irak, Suriye ve İran’da yürütülen savaş süreçleri içinde tutsaklara yönelik idamlar ve işkence uygulamaları uluslararası kamuoyunun gündemine yansımıştır. Savaşa karşı gelişen devrimci muhalefeti zor yoluyla bastırmaya yönelen gerici devletler, savaş koşullarında hapishanelerde bulunan politik tutsaklara yönelik ağır baskı ve ihlaller gerçekleştirmektedir.
Bu bağlamda, Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran arasındaki gerilim ve çatışma ortamında cezaevlerinde bulunan tutsakların yaşam hakkının savunulması, bugün duyarlı kamuoyu açısından önemli bir sorumluluk olarak öne çıkmaktadır.
Dünya genelinde bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi yürüten, kapitalist baskı, sömürü ve eşitsizliklere karşı duran yüz binlerce politik tutsak cezaevlerinde tutulmaktadır. Bu tutsaklara yönelik baskı, şiddet, işkence ve tecrit uygulamaları birçok ülkede devam etmektedir.
Hindistan, Filipinler, Peru, Meksika, Filistin, İspanya, Amerika Birleşik Devletleri, İtalya, Fransa ve Almanya başta olmak üzere birçok ülkede politik tutsaklar üzerindeki baskı, işkence, tecrit ve izolasyon politikaları sürdürülmekte; bu uygulamalar aracılığıyla politik tutsakların toplumla olan bağlarının koparılması hedeflenmektedir.
Bizler, Türkiye ve Kuzey Kürdistan hapishanelerinde yaşanan uygulamaların doğrudan tanıklarıyız.
Öte yandan, günümüzde de idam cezalarının sürdürüldüğü bilinmektedir. İran, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde politik tutsakların yanı sıra adli mahkûmlar için de idam cezalarının uygulanmaya devam ettiği bilinmektedir.
Politik tutsakların cezaevlerinde karşılaştıkları sorunlar geniş ve çok boyutludur. Bu sorunların başında işkence, tecrit ve izolasyon politikaları gelmektedir. Tutsakların gün ışığından mahrum bırakılması, diğer mahkûmlardan izole edilmesi ve ağır tecrit koşullarında tutulması yaygın uygulamalar arasında yer almaktadır.
Bunun yanı sıra keyfi disiplin cezalarıyla savunma haklarının kısıtlanması, uzun süre mahkemelere çıkarılmama, sağlık sorunlarına gerekli tıbbi müdahalenin yapılmaması ve ağır hasta tutsakların serbest bırakılmaması da önemli ihlaller arasında bulunmaktadır. Kitap ve gazetelere erişimin engellenmesi, aile görüşlerinin kısıtlanması ve haberleşme haklarının çeşitli gerekçelerle sınırlandırılması da bu uygulamalara eşlik etmektedir.
Son dönemde ise çıplak arama dayatmaları, infaz sürelerinin idari kararlarla uzatılması ve “gözlem kurulları” tarafından “iyi hâl göstermediği” gerekçesiyle cezası tamamlanan tutsakların tahliyelerinin engellenmesi gibi uygulamalar daha sık gündeme gelmektedir.
AKP ve MHP iktidarının, cezaevlerini muhalif toplumsal güçleri sindirme, korkutma ve tecrit etme aracı olarak kullandığı yönünde eleştiriler bulunmaktadır. Bu süreçte devrimci ve demokrasi güçlerine yönelik operasyonlarla ilerici toplumsal hareketlerin bazı önderleri tutuklanmış; aynı zamanda muhalefetin farklı kesimlerine, Kemalist çevrelerin kimi temsilcilerine yönelik tutuklamalar da gündeme gelmiştir.
Bu gelişmeler sonucu toplumda her bireyin hapishanelere yer alacağını planlayan iktidar yeni hapishaneleri yapmaktadır. Yapılan hapishaneler dünya genelinde çok az bulunan KUYU TİPİ hapishanelerdir. Güneş görmeyen, tek hücreli, 24 saat kamarayla kontrol edilen, tutsaklar arasında bağlantıyı koparan zindanlardır.
Baskı, zülüm, tecritte karşı olduğunu söyleyen kişi, kurum, aydın, sanatçı, bilim adamı Kuyu tipi hapishanelere karşı duruş sağlamalıdır.
İçinde bulunduğumuz 18 Mart Uluslararası Politik Tutsaklarla Dayanışma Günü’nde, emperyalist sistemin yarattığı çelişkiler bağlamında süren gerici savaşlar yalnızca işçi ve emekçilerin yaşamını tehdit etmekle kalmamakta, aynı zamanda ekonomik krizleri de derinleştirmektedir. Bu süreçte kapitalistlerin yürüttüğü savaşlar, doğanın dengelerini bozmakta, besinleri zehirlemekte, su kaynaklarını kirletmekte ve hava kalitesini düşürmektedir. Kısacası, kapitalist güçler petrol ve yeni pazar alanları için gezegen üzerinde gelecek kuşaklara olumsuz etkiler bırakmaktadır.
18 Mart Uluslararası Politik Tutsaklarla Dayanışma Günü’nde, dünyanın hangi ülkesinde olurlarsa olsunlar, devrimci ve yurtsever tutsaklarla dayanışma göstermek temel bir sorumluluktur. Toplumsal bilinç ve çelişkiler bağlamında bu meseleye karşı sürekli duyarlı olmak gerekmektedir.
Sonuç olarak, 18 Mart Uluslararası Politik Tutsaklarla Dayanışma Günü vesilesiyle, tüm devrimci, demokratik ve sosyalist güçleri, dünya genelindeki politik tutsakları sahiplenmeye ve zindanlarda yükselttikleri özgürlük çığlıklarına ses vermeye, bu mücadeleye destek olmaya çağırıyoruz.












