Duisburg’da Hüseyin Doğru söyleşisi: AB yaptırımları ve gazetecilik özgürlüğü

Duisburg’da Hüseyin Doğru söyleşisi: AB yaptırımları ve gazetecilik özgürlüğü

DUİSBURG — Gazeteci Hüseyin Doğru, 22 Ekim’de Almanya’nın Duisburg kentinde düzenlenen söyleşiye katıldı. “Militarisierte Feindbekämpfung im Innern” (İçeride düşmanla mücadelenin militarizasyonu) başlıklı etkinlikte, eleştirel-muhalif gazetecilere yönelik Avrupa Birliği (AB) üzerinden yürütülen baskılar ve ifade özgürlüğü konusu gündemleştirildi.

Dünya kapitalist sisteminin krizi derinleştikçe, bu sistem içindeki emperyalistler arası çelişkiler de açık ya da örtülü çatışma biçimlerinden savaş cephelerinde karşı karşıya gelmeye kadar geniş bir yelpazede sürüyor. Bu süreçte AB, kendi içindeki muhalif ve eleştirel sesleri de birer güvenlik tehdidi olarak görmeye başladı. İç cepheyi sağlamlaştırma adına Hüseyin Doğru gibi gazetecileri güvenlik sorunu haline getirerek bastırmak istiyor. Hüseyin Doğru, 20 Mayıs 2025’te AB’nin Rusya’ya yönelik 17. yaptırım paketine alınan Almanya’da yaşayan tek Alman vatandaşı gazeteci oldu. Hakkında dava açılmadan hesapları donduruldu ve seyahat engeli dahil olmak üzere bir çok yöntemle çalışması fiilen engellendi. Türkiye’deki KHK uygulamalarını andıran bu yöntemle Doğru, adeta denizine kavuşamayan bir nehir gibi her şeyinden yoksun bırakıldı.

Osmanlı’nın Maarif Nazırlarından (Eğitim Bakanı) Emrullah Efendi’ye atfedilen bir söz vardır: “Şu mektepler olmasaydı, maarifi ne güzel idare ederdim!” Bugün bu sözü Avrupa demokrasisine uyarlamak mümkün: “Şu muhalif gazeteciler olmasaydı, Avrupa demokrasisi ne güzel yönetilirdi!”

Duisburg’da Gençlik ve Kültür Derneği’nde gerçekleşen söyleşide Doğru, bu mantalitenin kendi hayatındaki karşılığını anlattı. ATİF, ADHF ve Filistin Eylem Grubu’nun ortak çağrısıyla düzenlenen söyleşiye, yediden yetmişe farklı kuşaklardan aktivistler, avukatlar, gazeteciler ve siyasi çevrelerden temsilcilerin de aralarında bulunduğu, çoğunluğu Almanlardan oluşan bir dinleyici kitlesi katıldı. Etkinliği tertip eden siyasi özneler adına yapılan açılış konuşmasının ardından söz alan Doğru, yaptırımların başlangıcını ve gelişimini, yaşadığı düşman hukuku sürecini geniş biçimde anlattı. Doğru, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline ilişkin haberlerinin yanı sıra Filistin’de gerçekleştirilen soykırımı belgeleyen yayınlarının da kendisini hedef haline getiren süreçte belirleyici olduğunu ifade etti. Beş milyonun üzerinde takipçiye ulaşan Redmedia aracılığıyla muktedir güçlerin çıkarlarıyla çelişen gerçekleri geniş kitlelere ulaştırdığını belirten Doğru, yaptırımların bu yayıncılık faaliyetinden bağımsız düşünülemeyeceğini vurguladı. Kurucusu olduğu Red Media platformu üzerinden dünya genelindeki gelişmeleri aktardığını belirten Doğru, özellikle Filistin’de yaşananlara ilişkin yayınlarının ve milyonlara ulaşan haber çalışmalarının hedef hâline gelmesinde etkili olduğunu savundu. Anlaşılacağı üzere mesele, yalnızca bir gazetecinin haberleri değil; bu haberlerin muktedirlerin çizdiği sınırları aşarak milyonlarca insana ulaşmasıydı.

Doğru, Avrupa Birliği tarafından kendisine herhangi bir suçlama yöneltilmeden ve olağan bir hukuki süreç işletilmeden yaptırım kararı alındığına dikkat çekti. Ortak banka hesaplarının dondurulduğunu, mesleğini icra etmesinin ve geçimini sağlamak için çalışmasının engellendiğini, AB genelinde seyahat yasağı getirildiğini anlattı. Yaptırımların ailesini de kapsadığını belirten Doğru, çevresindeki insanların kendisine maddi yardımda bulunmasının yasaklandığını, hatta annesinin banka hesabının da bu amaçla dondurulduğunu ifade etti.

Doğru, Avrupa Birliği tarafından herhangi bir suçlama yöneltilmeden ve hukuki süreç işletilmeden yaptırım listesine alındığını anlattı. Önceden bilgilendirilmediğini ve dosyasına erişerek kendisini savunma imkânından yararlanamadığını belirten Doğru, bu durumun gerekçelerinden biri olarak AB yaptırım listesinde Türk vatandaşı şeklinde kaydedilmesini gösterdi. Oysa 2021 yılında Türk vatandaşlığından çıkarak Alman vatandaşlığına geçmişti.

Yaptırımların gündelik yaşamını doğrudan etkilediğini belirten Doğru, eşiyle ortak kullandığı banka hesabının dondurulduğunu, mesleğini icra etmesinin ve geçimini sağlamak için çalışmasının engellendiğini, AB genelinde seyahat yasağı getirildiğini aktardı. Yaptırımların ailesini de kapsadığını vurgulayan Doğru, çevresindeki insanların kendisine maddi yardımda bulunmasının yasaklandığını, hatta annesinin banka hesabının da dondurulduğunu ifade etti.

Doğru, yaşananların yalnızca kendisine yönelik münferit bir uygulama olarak ele alınamayacağını, bunun AB’deki yeni dinamiğin sistematik bir yansıması olduğunu vurguladı. Yaptırımların nedeninin de sınıfsal duruşu olduğunu, bu yüzden meselenin sınıfsal özünden koparılmadan anlaşılması gerektiğini belirtti. Yaptırımların temel haklara ve insan haklarına aykırı olmasına rağmen bütün hukuki süreçlerin sonuçsuz kaldığını söyleyen Doğru, bu tablonun Almanya ve AB’deki hukuksuzluğun bir göstergesi olduğunu, kendisine uygulananın diğer gazetecilere gözdağı vermek için bu sistematiğin ilk uygulaması ve emsal olarak görüldüğünü ifade etti.

Sunumun ardından katılımcılar hem sorular yöneltti hem de kendi görüşlerini aktardı. Konuşmalarda Filistin’deki soykırıma karşı çıkmanın, Avrupa Birliği’ndeki demokrasi ve hak ihlallerini sorgulamanın ve sınıfsal mücadeleyi büyütmenin önemi öne çıkan başlıklarıydı. Katılımcılar, Hüseyin Doğru’nun maruz kaldığı baskıların benzerlerinin Duisburg’da ve uluslararası ölçekte de yaşandığına ilişkin örnekleriyle hatırlattı. Ayrıca katılımcılar, Doğru’nun yaşadıkları karşısında geri adım atmamasını ve gerçekleri kamuoyuna ulaştırma çabasını desteklediklerini belirterek dayanışma mesajları verdi. Etkinliğe gösterilen yoğun katılım da bu dayanışmanın yalnızca sözlerle sınırlı kalmadığını ortaya koydu. Söyleşi, ortak politik zeminde dayanışmayı güçlendirme vurgusuyla sona erdi.