İsviçre, Türkiye'ye Geri Gönderilen Sığınmacıların Karşılaştığı Riskleri Görmezden Geliyor!

İsviçre, Türkiye'ye Geri Gönderilen Sığınmacıların Karşılaştığı Riskleri Görmezden Geliyor!

Yayınlanan raporda Türkiye’ye geri dönen dokuz sığınmacının deneyimleri, siyasi nedenlerle yürütülen ceza soruşturmalarının ve keyfî özgürlük kısıtlamalarının ciddi risk oluşturduğunu ortaya koyuyor. İsviçreli insan hakları kuruluşları, Türkiye’ye sınır dışı işlemlerinin ve olumsuz iltica kararlarının durdurulmasını talep ediyor.

İsviçre Mülteci Konseyi (OSAR), İsviçre Demokratik Hukukçular Birliği (DJS/JDS) ve İsviçre İltica ve Yabancılar Hukuku Gözlemevi (ODAE-Suisse/SBAA), Türkiye’den gelerek İsviçre’ye sığınan ve iltica başvuruları reddedildikten sonra Türkiye’ye dönen kişilerin yaşadıklarını belgeleyen yeni bir rapor yayımladı. 14 Ekim 2026 tarihinde kamuoyuna duyurulan rapor, İsviçre makamlarının Türkiye’ye geri dönüşte karşılaşılabilecek riskleri dar ve yetersiz ölçütlerle değerlendirdiğine dikkat çekiyor.

Avukat Şerife Ceren Uysal tarafından bağımsız olarak hazırlanan Türkiye: İsviçre’den Reddedilen Koruma Başvurusu Sahiplerinin Geri Dönüş Deneyimleri başlıklı rapor, Aralık 2024 ile Nisan 2026 arasında Türkiye’ye dönen veya geri gönderilen kişilerin vakalarını inceliyor. Araştırmada dokuz vaka ele alınıyor; bunların yedisi ayrıntılı vaka incelemesine, ikisi ise sınırlı belge incelemesine dayanıyor.

İltica başvuruları reddedilenler Türkiye’de tutuklandı

Raporda incelenen vakalar, İsviçre’nin iltica başvurularını reddederken bilinen ceza soruşturmalarına ve siyasi baskı risklerine rağmen kişilerin korunma ihtiyaçlarını yeterince değerlendirmediğini gösteriyor.

Beş kişi Türkiye’ye giriş yaptıkları sırada havaalanında durduruldu; gözaltına alındı, sorgulandı veya adli makamlara sevk edildi. Bu kişilerden üçü haftalarca, bir vakada ise üç aya yaklaşan sürelerle tutuklu kaldı. Havaalanında başlangıçta herhangi bir işlemle karşılaşmayan iki kişi hakkında da daha sonraki bir aşamada tutuklama veya başka ceza muhakemesi tedbirleri uygulandı. Bu vakalardan birinde kişi yaklaşık iki buçuk ay tutuklu kaldı.

Bulgular, geri dönüş riskinin yalnızca ülkeye giriş anıyla sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. Türkiye’de devam eden soruşturmalar, açık ceza dosyaları ve yakalama ya da zorla getirme kararları, geri dönüşten haftalar veya aylar sonra da gözaltı, tutuklama ve başka özgürlük kısıtlamalarına yol açabiliyor.

Dolayısıyla havaalanında herhangi bir işlem yapılmadan ülkeye giriş yapılmış olması, kişinin daha sonra gözaltına alınmayacağı veya tutuklanmayacağı anlamına gelmiyor.

Siyasi faaliyetleri sınırlı kişiler de hedef alınabiliyor

Raporun en önemli bulgularından biri, Türkiye’de geniş çapta tanınan siyasetçiler, gazeteciler veya insan hakları savunucuları olmayan kişilerin de ceza soruşturmalarıyla karşılaşabilmesi.

İncelenen dosyalarda sosyal medya paylaşımları, devlet yetkililerine yönelik eleştiriler, geçmişteki yerel siyasi faaliyetler, Kürt kültürel ve siyasi etkinlikleri ve İsviçre’de yasal olarak düzenlenen etkinliklere katılım gibi unsurlar yer alıyor. Bazı dosyalarda “terör örgütü propagandası yapmak” veya “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamaları öne çıkıyor.

Rapora göre, kamuoyunda fazla tanınmayan kişilerin siyasi faaliyetlerinin düşük görünürlükte olması, Türkiye’ye dönüşte risk taşımadıkları anlamına gelmiyor.

Özellikle Kürt kimliği; geçmiş siyasi faaliyetler, Kürt meselesine ilişkin açıklamalar, Newroz etkinliklerine katılım, Kürtçe kullanımı, siyasi semboller, sosyal medya paylaşımları ve aile ya da siyasi çevre bağlantılarıyla birlikte değerlendirildiğinde riski artırabiliyor.

Raporda ayrıca İsviçre’de gerçekleştirilen yasal gösteri ve etkinliklere katılan bazı kişilerin fotoğraflarının, videolarının, basın haberlerinin veya sosyal medya içeriklerinin Türkiye’deki makamlar tarafından kullanıldığı ve bu faaliyetlerin geri dönüş sonrasında sorgulama ya da soruşturma konusu yapıldığı belirtiliyor.

Bu durum, Avrupa’da yaşayan göçmenlerin siyasi ve demokratik faaliyetlerinin, ülkelerine geri döndüklerinde karşılaşabilecekleri baskılar bakımından da dikkate alınması gerektiğini gösteriyor.

Mahkûmiyet kararı olmasa bile ağır sonuçlar ortaya çıkıyor.

Rapor, risk değerlendirmesinin yalnızca kişinin kesinleşmiş bir hapis cezasına çarptırılıp çarptırılmayacağı üzerinden yapılmasına da karşı çıkıyor.

Devam eden ceza soruşturmaları ve davalar; gözaltı, tutukluluk, düzenli olarak kolluk makamlarına başvurma yükümlülüğü ve yurt dışına çıkış yasağı gibi tedbirlere yol açabiliyor. Bu süreçler yıllarca sürebiliyor ve kişileri uzun süreli hukuki belirsizlik içinde bırakabiliyor.

Rapor kapsamında görüşülen kişiler, özgürlüklerinin kısıtlanmasının yanı sıra çalışma yaşamlarının ve aile ilişkilerinin olumsuz etkilenmesi, psikolojik baskı ve siyasi faaliyetlerini sınırlandırma zorunluluğu gibi sonuçlarla da karşılaşabiliyor.

Bazı vakalarda tutukluluk koşulları, aşağılayıcı muamele, taciz ve kötü muamele iddiaları da yer alıyor. Rapor, bu koşulların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi kapsamında ihlal oluşturabilecek nitelikte olabileceğine dikkat çekiyor.

Bu nedenle, bir soruşturmanın henüz mahkûmiyetle sonuçlanmamış olması veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi kararlar, kişinin karşı karşıya bulunduğu risklerin ortadan kalktığı şeklinde yorumlanmamalı.

İsviçre’nin iltica politikası değiştirilmeli

Raporda, İsviçre Göç Devlet Sekreterliği (SEM) ve İsviçre Federal İdare Mahkemesi’nin (TAF/BVGer) Türkiye’den gelen başvurulara yönelik değerlendirme yaklaşımı eleştiriliyor. Özellikle 2024 yılında verilen bir emsal kararın ardından, Türkiye’de ceza soruşturması bulunan kişilerin İsviçre’den koruma almasının zorlaştığı belirtiliyor.

OSAR, DJS/JDS ve ODAE-Suisse/SBAA, İsviçre makamlarının Türkiye’deki ceza soruşturmalarının fiilî işleyişini, yargı süreçlerindeki keyfîlik ihtimalini ve siyasi ya da etnik saiklerle yürütülebilecek kovuşturmaları daha kapsamlı biçimde değerlendirmesi gerektiğini vurguluyor.

Kuruluşların talepleri arasında şunlar bulunuyor:

- Risk değerlendirmesinin genişletilmesi: Kişinin siyasi tanınırlığına tek başına odaklanılmamalı; sosyal medya faaliyetleri, geçmiş siyasi çalışmalar, Kürt kimliği, devam eden soruşturmalar, Avrupa’daki siyasi faaliyetler ve aile bağlantıları birlikte ele alınmalı.

- Ceza süreçlerinin bütün sonuçlarının dikkate alınması: Yalnızca kesinleşmiş mahkûmiyet ihtimali değil, gözaltı ve tutukluluk riski, özgürlük kısıtlamaları, psikolojik baskı ve uzun süreli hukuki belirsizlik de değerlendirilmelidir.

- Geri göndermelerin ve olumsuz kararların durdurulması: Türkiye’de ceza kovuşturmasına maruz kalma riskini iltica başvurularında dile getiren kişilere yönelik olumsuz kararlar ve sınır dışı işlemleri, uygulama değiştirilene kadar askıya alınmalıdır.

- Yanlış risk değerlendirmelerinin sonuçlarının giderilmesi: İsviçre makamlarının riskleri gerektiği gibi değerlendirmediğinin geri dönüş sonrasında ortaya çıkması hâlinde, ilgili kişilere ve çekirdek ailelerine konsolosluk desteği sağlanmalı ve İsviçre’ye yasal dönüşlerini mümkün kılacak insani vizeler gecikmeden verilmelidir.

Mülteci hakları siyasi ve hukuki güvencelerle korunmalı

Raporun bulguları, iltica başvurularının yalnızca soyut hukuki değerlendirmelerle veya kişilerin siyasi görünürlüğüne ilişkin dar ölçütlerle ele alınmasının ciddi sonuçlar doğurabileceğine işaret ediyor. Bir kişinin karşı karşıya olduğu risk, tek bir unsur üzerinden değil, kişisel geçmişi ve mevcut koşullarıyla birlikte değerlendirilmelidir.

Bununla birlikte araştırmacı, incelenen vaka sayısının sınırlı olduğunu ve bulguların Türkiye’ye geri dönen bütün sığınmacılara istatistiksel olarak genellenemeyeceğini açıkça belirtiyor. Raporun amacı, her geri dönüşün aynı sonuçları doğuracağını ileri sürmek değil; belgelenmiş vakalarda ortaya çıkan hukuki, toplumsal ve psikolojik sonuçları görünür kılmak.

İsviçre’deki insan hakları kuruluşlarının çağrısı, mülteci haklarının korunması açısından açık bir sorumluluğa işaret ediyor: İnsanların siyasi görüşleri, kimlikleri veya geçmiş faaliyetleri nedeniyle karşılaşabilecekleri tehlikeler göz ardı edilmemeli; geri gönderme kararları somut, kapsamlı ve bireysel risk değerlendirmelerine dayanmalıdır.

Kaynak: İsviçre Mülteci Konseyi (OSAR), İsviçre Demokratik Hukukçular Birliği (DJS/JDS) ve İsviçre İltica ve Yabancılar Hukuku Gözlemevi (ODAE-Suisse/SBAA), Türkiye: İsviçre’den Reddedilen Koruma Başvurusu Sahiplerinin Geri Dönüş Deneyimleri, Ekim 2026.

Rapor ve açıklama linki

ADHK Enformasyon